Bugun...
Reklam
Reklam
Sistemi sorgulayan enfes bir film: Kar Ülkesi Treni - Snowpiercer

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Kıyamet senaryolarını seyrede seyrede kıyamet kopsa gülüp geçecek hale geldik. Virüsler, uzaylılar, zombiler, ve maymunlar… dünyanın en meşhur isimlerini de başrole koyuyorlar ki izlemeyen kalmasın. Tom Cruise, Brad Pitt ve Will Smith bunlardan sadece birkaçı. Hâlbuki böyle çerezlik filmlerin kopardığı gürültünün yarısı kadar bile sesi çıkmayan mütevazı ama zekâ pırıltıları saçan filmler de var etrafımızda.

 

Matrix’i unutmuyoruz di mi? Türünün ilk örneğiydi sanırım. Sıra dışı hikâyesiyle gönüllere taht kuran film, simgelerle bilinçaltımızı fethetmişti. Neo’nun Hz. İsa’yı Trinity’nin de Kutsal Ruh’u sembolize ettiğini duyduğumuzda pek de şaşırmamıştık. Çünkü film göründüğü kadar olamayacağını her halinden belli ediyordu.

 

Snowpiercer, Matrix gibi sembollerle dolu unutulmaz bir film. Yönetmenini, bir anda ‘usta’ koltuğuna oturtan ender yapımlardan. Filmi seyrederken o kadar çok detay fark ediyorsunuz ki, bir aşamadan sonra artık otomatiğe almış gibi soru sormaktan kendinizi alamıyorsunuz: “Acaba bu ne manaya geliyor? Acaba bu neyi sembolize ediyor?”

 

17 yıldır dünyanın çevresini dönen bir tren… İnsanlıktan geriye kalan, sadece bu trenin yolcuları… Dışarıda hayat durmuştur. Her yer kar, her yer buz… İçerideyse Titanic’i mumla aratacak bir kast sistemi. En arka vagondaki fakirler uzun süre hazırlandıkları isyanı başlatırlar. Amaç en ön vagona, yani motora ulaşmaktır. Yalnız her vagonun kapısını açacak birine ihtiyaç vardır. Burada sahneye adamımız, suça meyilli bir esrarkeş olan Song Kang-ho girer. İngilizce bilmeyen Korelimiz, afyon türü bir şey karşılığında kapıları patlatarak açmak için anlaşır.

 

 Her gizemli kapının ardında, umulmadık insanlar ve hadiseler bekler onları. Filmi soluksuz izleten de bu kapılar olsa gerek… Arka vagonlardan öne doğru giderken yükselen refah seviyesi ve kişi azlığı dikkat çeker. Ön vagonlar, şaşaa içinde yaşayan, lüks peşinde koşan yolculardır. En arka vagonun içler acısı hali onları zerre miktar ilgilendirmez. İnsan burada sormadan da edemiyor: Tükeneceğini bile bile neden israf ederler? Hiç mi aç biilaç en arka vagonu düşünmezler? Kapitalist rejimi ayan beyan gözlerinizin önüne seren yönetmen, dünyamızı ve eğitim sisteminden eğlence sektörüne kadar içinde bulunduğumuz içler acısı hali eleştirmemiz için avucumuza bir yığın soru kümesi tutuşturmakta.

 

Trenin kesintisiz gücünün kaynağını öğrendiğinizde, bu dünyanın da devamlılığı için aynı şeye gerek duyulduğunu fark ediyorsunuz. Yönetmen, treni, bir liderin isyanıyla durdurarak, kast sisteminin devamlılığındansa, batsın bu dünya diyor ve en son hayatta kalanları trenden dışarıya çıkartıyor.

 

Çıkmadık candan ümit kesilmez. Dışarıda bu kast sisteminden başka bir hayatın olmadığını düşünen bizlere bir işaret çakıyor yönetmenimiz. “Sandığınız gibi değil” diyor: “Yanılıyorsunuz. El ele tutuşun ve dışarı çıkın. Orada bir yerlerde umut var, ümit var…”



Bu yazı 3503 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Sengul
21-11-2014 20:48:00

Insallah...Umidimizi yitirmedik...Elh...Guzel seyler ins. bizleri bekliyor....

YORUM YAZ



3 + 8 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI