Bugun...
Reklam
Reklam
Seul Savaş Müzesi'nin Anımsattıkları

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Son birkaç yılda çekilen müze filmlerinden etkilenmiş olmalıyım ki, savaş müzesine son gidişimde her sütunun arkasından bir hayalet, her tablonun içinden bir el çıkabilir tedirginliğiyle yürüdüm koridorları. Müzeler benim için eskiden beri esrarengiz ve ilgi çekici olagelmişse de, bu sefer savaşa katılmış askerlerin maketleri bile her an canlanacakmış gibi geldi. Gerçekten kapanış saati geldiğinde canlanıyorlarmış gibi…

 

Müzeler bazıları için sıkıcı ve bunaltıcı yerler olsa da benim için kütüphane gibidirler. Tarih kitaplarının eksik kalmış yanlarını tamamlarlar sanki. Yırtık sayfalar gibidir onlar. Orda onları bulup okumamızı beklerler. Geçen gün “Hadi bir kez daha eksik kalan sayfaları okuyalım!” diye gittiğimiz Savaş Müzesine bu sefer ayrı bir hayran kaldım. Her gidişimde farklı hisler hissediyorum diye lafı ne kadar sanatsever biri olduğuma bağlayacaktım ki, müzenin iç tasarımının sıkça değiştiğini hayretler içerisinde fark ettim. Müze için muazzam bir ekip -büyük bir ihtimal- kabarık cüzdan desteğiyle, gayretle çalışıyor olmalı. İnsanları müzeye nasıl çekebiliriz diye kafa patlattıkları aşikâr. O kadar çok orijinal köşe var ki, o eski, sıkıcı, bunaltıcı müze kavramının Güney Kore için artık çok uzaklarda kaldığını anlıyorsunuz. Bu değişim, müzenin dinç kalmasına, hep ayakta olmasına yardımcı oluyor. Ziyaretçi akını sanki müzeye değil de bir sanat gösterisine… Müze müzelikten çıkmış artık. Çeşitli aktivitelerle oraya sel gibi akan öğrencilerin hiç bunalmadan, heyecanlarını yitirmeden gezdiklerini görüyorsunuz. 4 boyutlu sinemalar sizi savaşın ortasına bırakıveriyor ansızın. Heyecanlanmamak, gururlanmamak elde değil... Türk bayrağını her gördüğünüzde her ne kadar şehitlerimiz aklımıza gelip duygu seline kapılsak da, bir yandan da göğsümüz gururdan kabarık sanki ülkeyi tek başımıza biz kurtarmışız gibi dolanıyoruz. Her şey öyle taze, öyle canlı ki... Sanki Kore savaşı hiç bitmemiş. Ayaklarınızın altındaki kumda eski bir cüzdan, delik deşik olmuş bir miğfer hemen yanıbaşınızda... nereye dönseniz bir minyatürle, bir animasyonla o günler anlatılmaya, yaşatılmaya çalışılmış.

 

İster istemez Türkiye’nin durumu geliyor aklımıza. Müzelerimiz, müzeye bakış açımız, en çok da anlatılmayı, tanıtılmayı fazlasıyla hak eden şanlı tarihimiz… Miniatürk’teki Çanakkale Müzesi ve Panaroma Müzesini gezmiş biri olarak işin çok başında olduğumuzu söyleyebilirim. Gerçi bizim kırk yıldır istikrarını hiç kaybetmemiş müzelerimiz de var tabii. Kırk yıldır bir taşın yeri değişmemiş müzelerimiz var. Tembelliğimizden, parasızlığımızdan, fikir üretememizden değil ha! Bizde müzeye bir kere gidilir. O da ömürlüktür. İkinci kez giderek büyüyü bozmazsınız. Bunu çok iyi bilen yetkililer de durduk yere paramızı çarçur etmek istemiyorlar anlaşılan.

 

“Bizde neden böyle bir müze yok?” diye soruyor Türkiye’den gelen her misafir... Koreli yetkililerin bu müze işine abartılı önem vermesi çok manidar aslında. Bunda Kore’nin tarihine ait hiçbir şey kalmamış olmasının payı büyük. Ahşap olan tüm yapılar yangınlarla mahvolup gitmiş. Halbuki Türkiye öyle mi? Taşı toprağı tarih kokan bir memlekette, bizimkiler müzeye doymuş... İstanbul’un kendisi başlı başına bir açıkhava müzesi...Gözü tok bir milletiz vesselam. Göztokluğundan gelişemiyoruz...



Bu yazı 1956 defa okunmuştur.

YORUMLAR

sengul ozturk
26-02-2015 01:13:00

Kore deki savas muzesini ilk gezdigimde Neden bizde de boyle bir muze yok? demistim...Bu kadar sanli bir tarihe sahip ol..guzel anlatimli..gorsel bir muzen olmasin...cok hayiflanmistim...Elh...PANORAMA muzesini gozyaslari icinde gezince birazcik gonlume su serpilmisti...Darisi devam insaAllah....

YORUM YAZ



3 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI