Bugun...
Reklam
Reklam
Kore'nin keloğlanı psikopat mı?

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Zengin, başarılı ve de yakışıklı üniversite öğrencisi esas oğlan, fakir, basit bir kıza birden bire sebepsiz aşık olur. Buraya kadar konusu diğer romantik dizilere benzeyen son zamanların sevilen dizisi ‘Cheese In The Trap/Tuzaktaki Peynir’, dizi sektörüne yeni bir tür kazandırdı: Aşk-komedi-gerilim-gizem. Daha önce hiç denenmemiş olan bu tür, diziseverlerden tam not almış bir şekilde yoluna devam ediyor.

Her hafta baş roldeki oğlumuzun psikopatça bakışları ve tavırlarıyla kendince çevresindekilerini cezalandırması, ekranlara kilitlenmiş birçok insanın aklına etiksel sorular sordurtmakta. Çevremizdekileri cezalandırabilir miyiz? Bu cezalarda sınır nedir? Kendi bakış açımıza göre değerlendirdiğimiz her mesele, sapmaya-saptırılmaya mahkum değil midir? Adalet getiriyorum derken, kendi çıkarını düşünen bir psikopata dönüşmez miyiz? Peki dizideki baş rolümüzü psikopatlıkla suçlayarak ona haksızlık etmiyor muyuz?

Kendi yöntemleriyle adaleti getiren ve hak edene cezasını güzel bir dersle veren bizim eski bir dostumuz var aslında; Keloğlan! Buradan keloğlanımızın psikopat olduğu sonucuna ulaşamayız tabii ki. Keloğlan psikopat olursa, Nasreddin Hoca da sosyopat olur. (Nihayetinde “Parayı veren düdüğü çalar” ve “Ya tutarsa?” sendromlarını yaşatmıştır koca bir topluma.)  O halde nedir Keloğlan’ı bir psikopattan ayıran?

Alman psikanalist Arno Gruen’in tanımlamalarına göre psikopat, ailesine karşı sevecenlik ve nefret duygularını aynı anda taşıyor ve bir duygudan diğerine kolaylıkla geçiş yapabiliyor. Her olayı kendi bakış açısına göre değerlendirip, gerçekleri kendine göre yorumlayarak gerçeği bulandırıyor. Gerçekleri bilmesine rağmen davranışlarının nedenini bilinçli bir şekilde algılamaktan kaçınıyor. Psikopat gerçekleri kendine göre yorumlayıp, başkalarının duygularını da bu şekilde manipüle edebiliyor. Her fırsatta kendine acınmasını istiyor. Dış dünya karşısındaki görüntüsüne büyük önem verdiğinden, imajını zedeleyen unsurları kaybetmekten büyük korku duyuyor. Gerçek benliğinin görülmemesi için, buna göre davranışlar sergiliyor.

Psikopat kendisini sürekli düşmanlarla çevrili görüyor, çünkü nefretini ve intikam duygularını ancak gerçeği bu şekilde çarpıtarak haklı gösterebiliyor. Yaptıklarının sorumluluğunu taşımaktan kaçınıyor. Ona göre, davranışları tutarlı ve kesin bir şekilde doğru. Psikopat kendisi ile yüzleşmekten de kaçınıyor. Başkalarının ruhlarındaki iç çelişkileri görüyor ve karşısındaki kişi üzerinde iktidar kurabilmek için bunlardan faydalanabiliyor.

Diziyi seyredenler(ya da mangasını okumuş olanlar) psikopat tanımlarının baş rolümüze birebir uyduğunu hemen fark etmiştir.  “Ama çok yakışıklı! Psikopat olamaz!” diyen birçok genç kızımıza rağmen diyebilirim ki, psikopatın eli kanlı bir seri katil olmasına gerek yok. Düşüncelerini eyleme dökmeyen veya dökemeyen, ya da kendini belli etmeyen melek yüzlü psikopatlarla yaşamadığımızı kim ispat edebilir?

Baş rolümüzün bir psikopat mı yoksa modern bir keloğlan mı olduğu konusu, dizinin son bölümüne kadar muamma  kalacak gibi duruyor. Tartışmalara sebep olan dayak sahnesini hatırlatarak bu muammaya muamma ekleyeyim: Sevdiği kızı taciz eden sapığı bulunca, dayaktan neredeyse öldürecek olan baş rolümüz Yoo Jung,  ‘namus meselesiyse sonuna kadar giden Türk erkeği’ kalıbına masumca girmeye çalışsa da, dış dünya ve modern hukuk düzeni, insana insan eliyle cezasını verdirmez.

Baş roldeki kızımızı ürperten şey ise her durumda olduğu gibi psikopat adayımızın ‘empati yoksunu’ oluşu. Karşısındakinin acı çektiğini görmesine rağmen, bunu önemsemeden devam etmesi yani acıma hissini kaybetmesi, herkesi ürkütmez mi biraz? Kızımız bu karakterden korkmaya, kaçmaya devam mı edecek? Yoksa sevdiği bu dört dörtlük insanın sadece herkes gibi kusurları olan bir insan olduğunu kabul mü edecek? Yargılamadan anlamaya calışaabilecek mi? Hep birlikte seyredip göreceğiz.



Bu yazı 2478 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

Ali Gündoğmuş
23-02-2016 23:39:00

Babam Kore de askerlik yaptı . Savasa katılmadı.çünkü onlar cepheye gitmeden sulh olmuştu. Fakat orada tahminim bir yıldan fazla kalmıştı.Bu süre zarfında annemle mektuplaşıyorlardı . Bu sıradan birşey diye düşünülebilir. Ama sıradışı birşey olmuş. Bu günkü gençler bunu pek anlıyamazlar. O zaman iletişim sadece mektula yapılıyor du. Annemin okuma yazması da yoktu. köyünde okur yazar birine yazdırırmış. Mektubun birin de kore de asker olan kocası Niyazi Gündoğmuş, a şöyle bir orjinal cüm le yazdırmış. Mektubun kocasının eline geçebileceği ileri tarih vermiş. Verdiği günün gecesini gökteki Ay, ın mehtab halinde olacağını o gece için belli bir saat ve dakika olarak belirlemiş ve demiş ki: -kocacığım mehtaplı bu gece , saat ve dakika olduğu anda gözlerimiz Ay , da buluşsun , sen ordan ben burdan bakalım aynı yerde buluşturalım demiş. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra babam dan cevabi mektupta şöyle yazmış:-Karıcım demiş sen o gün ve saatte ve dakikada Ay, a bakarken ben burada

Hanhan
18-02-2016 23:48:00

Yazı gerçekten çok güzel olmuş.Ben de psikopat olduğu görüşündeyim ama bir çoğu adamı haklı bulmakla beraber çok yakışıklı diye gercekleri göremiyorlar. Gerçek hayatta bu şekilde olan birinin kötü tarafına rastgelsek kaçarız ama çoğu kişi bayılıyor hatta sevdiğini koruyan adam olarak görüyorlar.bence dış görünüşe bakarak insanları iyi ya da kötü yargılamamamız gerektiği mesajını veriyor.Belki yanımızdan geçen düzgün giyimli biri aslında bir psikopat bile olabilir ondan aldanmamak lazım... Dizi finalinde sunbae düzelmezse catlarım sinirden bunu da ekleyeyim de. Ellerinize sağlık yazı için.

YORUM YAZ



6 + 3 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI