Bugun...
Reklam
Reklam
Kore`nin Belkemiği: Acummalar

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Kore’de yaşıyorsanız, korktuğunuz kadar seveceğiniz bir türle tanışmışsınız demektir. Vahşi ve vurdumduymaz taraflarıyla sizi korkutsalar da fedakar ve anaç tavırlarıyla onlardan vazgeçemezsiniz: Kore’nin belkemiği ‘Acummalar’. Korece teyze demek olan acumma kelimesi, evlenen her kadının üstüne yapışan bir sıfattır. Genç kesim kendisine acumma denmesini bir hakaret olarak algılasa da, aslında acumma bu ülkeyi ayakta tutan direk gibi bir şey. Yani utanılacak bir şey değil gurur duyulacak bir şey. Şimdi size onları tiplerine ayırarak biraz tanıtmak istiyorum:

Kavgacı tip teyzeler: Kocası kaza yapsa arabadan önce inen teyzelerdir. Her durumda yüksek sesin ya da yükselmenin çok faydasını gördüklerinden bunu artık bir alışkanlığa çevirmişlerdir. Bu tip teyzelerden mümkün olduğunca uzak durmakta fayda var. Mesela satıcı teyze yakışıklı delikanlıya iltifat ettikten 3 dakika sonra, kendi menfaatine ters düşen bir durum olursa 3-5 demez laf dalaşına girişir.

Temizlikçi teyzeler: Ülkeyi kalkındıran bu fedakar teyzelerdir. Her yerde görebilirsiniz. Tuvaletlerde sizi azarlayabilirler. Yabancıdan korkmayan, işine aşık teyzelerdir.

Ev sahibi teyzeler: İyisi var kötüsü var diyeceğim ama iyisini görenlerin bir elin parmağını geçmediği dilden dile dolaşmakta.

Ahçı teyzeler: Bizde genelde erkekler ahçıdır. Kore’deyse erkek ahçı o kadar az ki. Özellikle bu ev yemeği yapan lokantalarda genelde ahçı hep kadındır. (Tanıdığım bir çok insanın annesi ya ahçı ya da bir ahçılık geçmişi var.)

Garson teyzeler: Ahçı teyzeler gibi özellikle et-balık lokantalarındaki garsonlar teyzedir. Gözünüz garson teyzelere alıştıktan sonra Türkiye’deki erkek garsonları biraz yadırgayabilirsiniz.

Yoğurtçu teyzeler: Gelişen teknolojiyle şirketlerinin kendilerine ufak bir araba tesis ettiği yoğurt şirketinde çalışan teyzelerdir. Sabahın nurunda kapılara yoğurt bırakmaya çıkan teyzeleri sabah sporuna çıktığınızda ya da sabah erken işe çıktığınızda görebilirsiniz.

Yelekli teyzeler: Son zamanlarda türeyen bu teyzeler devletten maaşlı olarak bir çeşit genç kızların koruması görevini görmekteler. Otobüs durağından evinize kadar eşlik eden bu teyzeler size bir telefon kadar yakın.

Şoför teyzeler: Otobüs ve taksi şoförü olarak karşımıza çıkan bu teyzelerin sayısı nadir olsa da erkek şoförlere taş çıkartırcasına yolların tozunu attırmaktalar.

Dans eden teyzeler: Gününüzü güzelleştiren teyzelerdendir. Size enerji verirler. Bazen de hüzün. “Şunlar kadar olamadım.” diye belki de içten içe hayıflanırsınız. Gözünde canlandıramayanlar için ipucu vereyim. Bir spor sahasında 40 tane 50-70 yaş arası teyze düşünün. Macarena müziği eşliğinde dans etmektedirler.

Metronun teyzeleri: Çantasıyla ve dirseğiyle metroda yer kapmaya çalışan teyzelerdir. Bu türden sadece yabancılar değil Korelilerin kendisi de korkar.

Meraklı teyzeler: Kimsenin soramayacağı soruları hiç utanmadan soran teyzelerdir. Ama şeker gibidirler. Sizi çok utandırırlarsa anlamamışa yatın. “Ben- var- Korece -bilmemek...” diyebilirsiniz.

Gelelim benim en sevdiğim türe: İnsan olan, kadın olan, ana olan...

Gene yıllar önceydi...

Acıya dayanamayarak metrodan indim. “Herhalde ölüyorum, buraya kadarmış.” diyerek boş banklardan birine attım kendimi. “Birazdan bayılırım ve halktan bir iki kişi görevlilere haber verir; nihayetinde yerin kaç kat altında bir metro istasyonunda ölmem, ölsem ölsem acilde ölürüm.” diye kendimi teselli ettim. İnmiş olduğum metro, beni orda bırakıp bir sonraki istasyona doğru yola çıktı. Kan-ter içinde kalmıştım, giden metrodaki yolcuların meraklı bakışlarını üzerimde hissettim. Ama zerre kadar umrumda değildi, nasıl olsa birazdan ölme ihtimalim yüksekti.

İki büklüm kıvranırken ben, sırtımda bir elin gezindiğini fark ettim. Bu, Pusanlı bir teyzeydi. Kendine has şivesiyle “Apıno?/Ağrın mı var?” diyordu. Göz kapaklarımı indirip kaldırabildim sadece, “evet” manasında. Sırtımı sıvazlamaya devam etti. Bir yandan da “Geçecek!” diyordu. Yüreğindeki şefkati, ellerinden sırtıma geçiyordu sanki. Ağrının anbean azaldığını hissediyordum. Elleri şifalı gibiydi; bütün vücudum uyuşmuştu. Daha fazla kıvranmadığımı görünce çekti ellerini. Ben de yavaş yavaş doğruldum. Minnettarlığımı nasıl dile getireceğimi bilemedim. Dolu dolu gözlerle bir yabancının en çok kullandığı cümleyi söyleyebildim sadece: “Kamsahamnida!/Teşekkür ederim!”

İstasyona yeni giren metroyu görünce yerinden kalkan teyzeyle bir daha göz göze gelmedik. Şüphelenmeye başladım. Yoksa Hızır mıydı? Eğer Hızır’sa çok iyi kamufle etmişti kendini..Kıyafetler falan... Şiveye bile hakim. Hızır’a bak sen! Hızır değilse, öylesine bir acummaysa, bundan sonra karşıma çıkan tüm acummaların tuhaflıklarına, bu acummanın hatrına katlanıp sabredecektim. İnsan bir şekilde minnet borcunu ödemeli ama di mi?

 



Bu yazı 955 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Nigar ataş
17-10-2017 19:15:00
Sizi her zaman okumaya çalışıyorum. Teşekkürler..kolay gelsin. . korede benim icin de bir cay içer misiniz ? Lütfen kayseri,Türkiye

YORUM YAZ



2 + 4 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI