Bugun...
Reklam
Reklam
Kore'de 'Kalan' olmak

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Kalan olmak tercih ettiğim bir şey değil. Bana fikrimi soracak olsalardı, ben heeep giden olmayı tercih ederdim. Fakat kısmette kalmak, kalmak ve biraz daha kalmak varmış. Gelenleri karşılamak, gidenleri uğurlamak… Gelenle sevinmek, içten bir “hoşgeldin” demek; gidenle üzülmek, hüzünlü bir “güle güle” demek varmış.

Hancı gibi öyle çok insan geldi geçti ki ömrümden, kimisini birkaç gün kimisini yıllarca misafir ettim gönlümde. Hepsine, Türk ya da yabancı -başköşe olmasa da- sıcacık bir yer verdim. Hepsini buyur ettim, bir gün hem de yakın zamanda ayrılacağımızı hatta bazılarıyla bir daha hiç görüşemeyeceğimizi bildiğim halde…

Ardından bakıp da ağladığım çok insan oldu. Issız adamda beni yapayalnız bırakıyorlarmış gibi, teknelerine atlamış da beni terk ediyorlarmış gibi hissettiğim çok insan oldu. Kendisine belli etmediğim ama uçağı kalkar kalkmaz ayaklarımı zor hareket ettirdiğim çook insan oldu.

Siz de hiç havaalanında kalakaldınız mı öyle? Gidenin ardından bakakaldınız mı? O kadar insanın içinde, o karmaşanın ortasında yapayalnız, çaresiz hissettiniz mi hiç? Hep kalan olmaktan nefret ettiniz mi? Gına geldiği oldu mu hiç? O kadar yabancının içinde bir yandan çocuklar gibi rahat, bir yandan da büyükler gibi utanarak ağladınız mı?

Ben bir ağladı mı hasta olanlardanım. Yatak döşek yatanlardan… O yüzden korkutur beni ağlamak. Mümkün olsaydı bademciği aldırırmış gibi gözyaşlarımı aldırmak isterdim. Doktorlar dese ki “Ufak bir ameliyat, korkmayın!” hemen yaptıracağım. Sadece gözyaşı mı, boğaza oturan düğümü de aldırmalı. Sonra kolların iki yanda boşta kalıp sallanmasına da bir çare bulunsun. Fizik tedavi mi uygularlar ne yaparlar bilemem ama havaalanlarına böyle bir sistem acilen getirilmeli. Gidenin ardından kalana acil müdahale! Kalanı tüm kalmışlığıyla bir odaya alsınlar mesela. Adına da çivi odası diyebilirler. Kendini duvardaki çivi gibi “çakılmış” hissedenlerin odası… Uçak kalkar kalkmaz acil bir müdaheleyle sedyeyle taşısalar Çivicik’i. Ufak bir ameliyatla gözyaşlarını, boğazdaki düğümü alsalar, bir de hafızayı silseler…

Duvardaki çiviyi en çok duvarına gömen de bu hafıza. Hafıza olmasa mutlu olur muyduk çocuklar gibi? Hafıza olmasa acılardan kurtulur muyduk? Hafıza olmasa tüm tatlı anıların eleme dönüşmesine engel olur muyduk?

Güzel insanları bir ömre sığdıramadık. Yeri geldi kan bağından öte, can bağıyla bağlandıklarımızla yollarımızı ayırdık. Biz ayrılamayız dediklerimizle aramıza dağlar, yollar ve hatta kıtalar girdi. “Bu dünya nasıl olsa 3 gün, çabuk geçer.” dedik. O 3 gün uzadıkça uzadı. Hasret burun sızısından gönül sızısına terfi etti. Hatıralar ise elemden başka bir şeye dönüşemedi. Halbuki biz bozdurup bozdurup harcayabileceğimiz bir şey zannetmiş, “Ne kadar zenginiz!” diye çok zaman böbürlenmiştik.

Uzun zamandır kendimi teselli etmek için hayal alemine dalıyor ve bir düş düşlüyorum ki, şöyle kalabalığız. Tüm sevdiklerimiz, gönül birliği ettiklerimiz, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyenlerimiz, öl dese öleceklerimiz, yeşilliklerin içinde bir piknikteyiz. Orda bavullar, uçaklar, havaalanları yok. Orda gözyaşı, boğazdaki düğüm, kolların iki yanda boş boş sallanması yok. Orda paylaşıyoruz yanımızda ne varsa. Kiminde zeytin, kiminde peynir. Kimse kalkıp gitmiyor. Hava kararsa da ordayız. Gece oluyor gün doğuyor. Hala ordayız. Orda ayrılık yok. Giden, bırakan, terk eden yok. Orda artık hepimiz “kalan”ız. Gökten üç elma düşüyor ve onu da paylaşıyoruz. Kalan olmak artık acı vermiyor.



Bu yazı 1352 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



9 + 1 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI