Bugun...
Reklam
Reklam
Kırılmak bile lükstür gurbette...

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Küs değiliz sanırım. Sadece bilinçli bir şekilde görüşmüyoruz. Araya giren dağlar iyi bir bahane oldu; şimdilik bir selamı birbirimize çok görüyoruz. Aylarca görüşmese de dün ayrılmış gibi buluşanlar var ya, biz de öyleydik halbuki... Bakışlarla konuşanlar, leb demeden leblebiyi anlayanlardandık. Telefonda saatlerce konuşanlardandık. Dakikalarca sussak da birbirini duyanlardan....

Evlendiği gün bile kendim evleniyormuş gibi mutlu olmuştum; çocukları doğduğundaysa hafif bir kıskançlık sarmıştı içimi. Sanki beni bundan sonra daha az sevecekmiş gibi... Çünkü çocukluktan gençliğe onunla geçmiştim. Bazen bir abla olmuştu bana, bazen de bir anne. Ama daha çok bir dosttu benim için. Bulunmaz hint kumaşıydı. Bir masal kahramanıydı. Açık denizlerde deniz feneri... çölde vaha... Onunla korkularımdan yavaş yavaş kurtuluyor, “kendime doğru” kısa yolculuklar yapıyordum. Hani kalabalıklar içinde yere düştüğünüzde, dost bir tebessüm tutar elinizden, kaldırır ayağa sizi. O, öyle bir tebessümdü benim için. Tutup da ayağa kaldıran...

En çok da dünyaya bakış açısını seviyordum. Kimsenin açamayacağı bir pencere açıyordu tavan tarafından. Ruhuma nefes aldırıyordu. Kendime dürüst olmayı. Kendimle kavga ede ede barışık yaşamayı öğretiyordu. 

Kız Kulesi’yle Galata Kulesi’ni paylaşmıştık. Galata Kulesi’ni bana hibe etmişti. Şimdi ne zaman Kız Kulesi’ni görsem içime bir şey oturuyor. Zevkle dinlediğimiz türkülerse içimi acıtıyor. Okuduğumuz yazarların kitaplarını elime alasım yok. 

Benim adıma benden çok sevinen... Benden çok heveslenen... Yıllar önce Güney Kore’ye gitme kararı aldığımda, gitme demeyen tek kişiydi kendisi. "Gitmek istiyorsan git tabii" diyordu. "Nerede mutlu olacaksan orda kal."
‘Senede bir ya da iki gün’ görüştük o zamandan sonra. Ben, her buluştuğumuzda aynı yerde buluyordum onu. Hiç değişmemiş, yememiş içmemiş sanki sırf beni beklemiş gibi buluyordum. Her yaz tatili Türkiye’ye dönüş sevincim, dönüş telaşım oluyordu o. Hep aynı tebessümle açıyordu kapıyı. Koca seneyi üç beş saate sığdırıyor, ayrılık vakti geldiğinde muhabbetini bavuluma nasıl sıkıştırsam derdine düşüyordum. Oysa her buluştuğumuzda aynı bulmak kandırmış beni. Değişmişiz zamanla. Bambaşka insanlar olmuşuz. Farklı düşünmekten çekinirdik, kutuplaşma modasının kurbanı olmuşuz. Biz de modaya uymuşuz. Senede bir iki gün üç beş saat farkına varmamışız; biz artık Kız Kulesi ve Galata Kulesi gibi birbirinden uzak, birbirine yabancı olmuşuz.

Siz de benim gibi can dostunuzla olmadık bir sebepten birkaç yıldır görüşmüyorsanız, bugün açın bir telefon. "Merhaba" deyin sesinizin en sıcak tonuyla, "Ben sana hiç kırılmadım ki" der gibi. "Özledim" deyin benim yerime de. ‘Aramızda karlı dağlar, hasretin bağrımı dağlar; başa geldi olmaz işler, yokluğunda öldü gönlüm’. Ya da "En çok sana kırıldım." deyin. "En çok sana... Tüm dünya cephe alsa da, sen yalnız bırakmazsın sanıyordum. Sen elimden tutup kaldırırsın, sen omzumu omzuna dayar, elini elime koyar, "Bu da geçer ya Hu!" dersin sanıyordum."

Kırılmak bile lüks oluyor gurbette. Şöyle ağız tadıyla gönül bile koyamıyorsunuz sevdiklerinize... Amaan siz de uzatmayın kırgınlığı; bende cesaret yok, siz açın bir telefon işte.



Bu yazı 1669 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



5 + 2 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI