Bugun...
Reklam
Reklam
Kendi Hayatının Kahramanı

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Gözyaşlarıyla geldiğimiz şu dünyada hep gülmeyi arzuluyoruz. Aslında doğarken hiç kimse vaat etmedi güllük gülistanlık bir hayatımız olacağını. Kimseden söz falan almadık cennete düşmek için. Yine de başımıza gelen her bir kötü hadisede “Bu benim başıma nasıl geldi yahu!” diye hayıflanıyoruz.

Hâlbuki hayatımızda her an her şey olabilir. Bir anda en sevdiğimiz insanı kaybedebiliriz. Kaza geçirebilir, bir uzvumuzu kullanamaz hale gelebiliriz. Tam iyi bir işe girdim derken, şirketimiz iflas edebilir. Komşunun sigarası yüzünden evimiz küle dönebilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanabiliriz. Savaş çıkabilir mesela. Kadın erkek demeden askere gidebiliriz.

Felaket tellallığı yapmak değil amacım. Hayatın sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatmak… “Daş düşebülüğ ayu çıkabülüğ!” tabelası gibi her an bir maceranın kahramanı olabiliriz.

Herkesin kolayca es geçtiği bir konu var ki, herkes kendi hayatını yaşıyor ve herkes kendi hayatının başrolünü oynuyor. Yani kendi hayatının kahramanı olabilme fırsatı herkesin avuçlarının içine her gün yeniden konuyor… Kimsen neysen neciysen… Fark etmeden… Verdiğin kararlarla, inancınla, sabrınla, azminle, umudunla… Hayata sımsıkı tutunmanla… Başına ne gelirse gelsin duruşunu hiç bozmadan, her olaya göre farklı şekil almadan, kendi hikayenin sonunda kenara köşeye hiç saklanmadan… Dürüstçe… “Aslında çok zordu ama hiç bırakmadım, vazgeçmedim” diyebilmek…

Hikayenizin sonunu düşündünüz mü hiç? “The End” yazmadan önce mutlu bir bakış mı bırakacaksınız ekranda? Yoksa kederli bakışlarınızı sağda solda gezdirerek “Bitti mi, ne çabuk! Benim daha yapacaklarım vardı” mı diyeceksiniz. Hikaye nerde biterse bitsin “Utanacağım hiçbir şey yapmadım, güzel bir hayat yaşadım” diyebilenlere ne mutlu!

Geçen ay gösterime giren 'Kukje Sijang'(Milli Pazar)’ın son sahnesi de aynen böyle. Çocukken elim bir şekilde babasıyla ayrılan Dok-su babasına söz verdiği gibi ailesine iyi bakar ve yaşayabileceği hayatın en iyisini yaşamaya çalışır.

1950’ler… Yaşayabileceğiniz hayatın en iyisi derken… Savaştan tutun da iş kazalarına kadar çeşitli badireler atlatır Dok-su. Her defasında gülerek “Önemli değil, ben iyiyim” der. Göz yaşı bile dökerken haline şükreder, başına daha kötü bir olay gelmediği için sevinir.

Sanırım hayat başımıza gelenler demek olmuyor. Hayat bizim tavrımız. Her şey, biz hadiselere nasıl bakıyorsak öyle şekil alıyor.

Kore’yi genciyle yaşlısıyla ağlatan bu film neden bu kadar sevildi derseniz, cevabi basit: Bir zamanlar… Vatanı milleti ve ailesi için çabalayan herkes kahramandı. Kahramanlığın pelerinle olmadığını göstermiş bu film. Kahramanlığın sıradanlıkta da olabileceğini fısıldıyor sanki kulaklarımıza.

1950’ler… Kore veya Türkiye… Hayatta kalmaya çalışmanın, hayata sımsıkı tutunmanın, vatan –millet - aile deyince canını ortaya koymanın en büyük kahramanlık olduğu o yıllar. Dedelerimizin kendi hikayelerinin ve kendi çilelerinin bir milletin kaderini çizdiğini fark etmediği yıllar. Kore veya Türkiye… Dedelerimizin farkında olmadan birer kahraman olduğu yıllar...

Zaman makinesine binip, herkesin yoksul ama bir o kadar da mağrur olduğu o yıllara bir bakış atmanızı şiddetle tavsiye ederim. Belki gider, dedenizin elini, bu kez samimi bir minnettarlıkla öpersiniz.



Bu yazı 2160 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

Rukiye
02-02-2015 15:08:00

Cok tesekkurler yeniden guzel bir bakis yakalamamiza vesile oldugunuz icin...Kimse fark etmese de bir bilenin oldugunu bilip, hep dogru yerde durmak cok onemli...

Sengul
19-01-2015 17:30:00

Her seye...her olaya samimi..ihlasli..hosgorulu bakabilmemiz...butun mesele bu...Allah boyle davranabilmeyi bizlere sevdiklerimize de nasip etsin insallah...Guzel gunler dilegiyle....

YORUM YAZ



2 + 8 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI