Bugun...
Reklam
Reklam
Karım beni bu hafta aldatıyor

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


ADAM’ın içinden geçenler

Yıllardır ne söylesem, ne istesem yapar. Ne bir itiraz gelir ne de bir sitem. Yemeğimi hazırlar. Daha ben demeden çayım gelir önüme. Sinmiş, ürkek hallerine bazen çok acırım. Çok da minnettarım. Bir gün bile kırmadı beni. Bir gün bile of demedi. Güzel Allah’ım üç erkek evlat verdi de üçünü de aslan gibi yetiştirdi bu serçe kılıklı kadın. Banyosuydu, ödeviydi, çeyiziydi derken üçünü de okuttu, kendi elleriyle everdi.

Çocuklar yuvadan uçsa da, kendisi yaşlansa da, çamaşırıma ütüme özendi hep. Sanırım kadınlık gururuyla hep jilet gibi yaptı beni. Arkadaşlardan kimisi kırışmış pantalonuyla gelir de kahveye, pek bir özenir bana. Biri “Hanımın kıymetini bil Saim Ağabey” der. Ben de “Yapacak tabii ki!” derim. Onca yıl eve ekmek getiren nihayetinde bendim. Gerçi karı kısmının eline para vermeyeceksin. Nereye har vurup harman savuracağı belli olmaz. Biraz başını ezeceksin ki aklını başına devşirsin. İşte o zaman böyle mutlu, huzurlu bir evlilik olur.

Kocası çöpü döküp pazara götürdükten sonra kadın zaten başka ne ister? Bense şu ahir ömrümde tek bir şey istiyorum: Zerrin Hanım yanımda olsun yeter. İyi ki bunu almışım zamanında. Cennette de Zerrin hanım olsun yanımda, başka huri istemem. Böyle karşılıklı çay içelim, belki orda ne kadar minnettar kaldığımı, ona ne kadar şükran borcum olduğunu dillendiririm.

KADIN’ın içinden geçenler

Yıllardır ne söylesem ne istesem hep kursağımda kaldı. Her gün senin istediğin yemekleri yaptım. Bir gün olsun “Hanım, bugün de senin istediğin olsun.” demedin. Her gün çayı ayağına getirdim. Meyveni , çerezini... Bir gün olsun “Hanım, sen zaten yorgunsun, dur çayı da ben demleyeyim” demedin. Üç oğlan yeri göğü inletirken, televizyonun sesini yeterince duyamadığından çocuklara bağırıyordun.

50 yıl oldu bugün. Yarım asrı seninle heba ettim ben. Bir tatlı bakışı, bir çift latifeyi esirgeyen bir adama bir ömür harcadım ben. Yemeğin, bulaşığın, çamaşırın, ütün bitmedi ama nedense bir teşekkür bile gelmedi. Her çöpü döküşünde “Nereden bulacaksın böyle kocayı?” dedin durdun.

Saim Bey bırak atma çöpü bu gece... Ben kapıdan çıkarken atarım.  Bu gece de büyük oğlanın evinde yatarım. Yarına Allah kerim. Sen hele diyiver bana, yarın bensiz uyandığında, kim kırar yumurtanı, kim demler çayını? Kim ütüler gömleğini, kim siler ayakkabını?

Saim Bey...Ah Saim Bey.. Cennette bari yanına komasınlar beni... Bari öte tarafta rahat edeyim biraz. Öyle yalnız, öyle kırgınım ki... Öyle bitmiş, öyle dolmuşum ki... “Ben annemin evine gidiyorum!” diyecek yaşı çoktan geçtim; öyle bir anne bile kalmadı ki ortada...

v   

Hayatını ‘başrol’ olarak yaşayan, kendini mükemmel eş - harika baba zanneden erkeğin komedyasıyla, külkedisi kadının saçını süpürge edişi dramının çakıştığı bu sahneleri kafanızda kolayca canlandırdığınızı tahmin edebiliyorum. İlla ki böyle bir adam ya da böyle bir kadın tanıyorsunuzdur. (Genellikle aynı evde yaşar bu türler...)

Malumunuz, binlerce yıl, erkek, ekmeği eve getirerek kadının sevgisini en azından saygısını kazandı. Modern erkek, çalışan kadınla yüzleşeli çok olmuyor. Eğer evlilik müessesesi ‘sadece’ ekmeğe bağlanmışsa, ekmeğini kazanmaya başlayan kadın, ekmeğe minnet etmediği an, evlilikte de ipler kopma noktasına geliyor. “Çekeceksin, kocan değil mi?” denilen kadın, modern dünyada artık çekmek zorunda olmadığını idrak edince ve erkek hala 100 milyon yıl önce dışarda dinazorlarla savaşmış moduyla eve gururla gelen tutumunu değiştirmeyince, Kore gibi birçok ülke boşanma problemiyle sarsılmakta.   

2016’nın en orjinal dizisi de tam olarak bundan bahsediyor. Orjianalliği isminden de anlaşılacağı üzere ‘Karım beni bu hafta aldatıyor’ dizisi, ahlaken çöküşe geçmiş tüm toplumlarda olduğu gibi Kore’de de eli para tutan kadının neden ‘mutlu ve huzurlu’ yuvasını terk ettiğini irdeliyor. Gerçekten mutlu ve huzurlu muydu yuvası, bir çok bakış açısıyla meseleye ışık tutulmaya çalışılmış. Aldatmanın bahanesi olamayacağını da defalarca vurgulamışlar dizide. Erkek ya da kadın... Yuvayı yıkan daima suçlu... (Maalesef her iki ülkede de erkeğin aldatması karşısında ‘evine bağlayamamakla’ kadın suçlanmakta.) Fakat durumu o hale getiren sebeplerin olabileceğini ve bundan kadın olsun erkek olsun eşit suçlu aranması gerektiğini.... Hatta durum o hale gelmeden iki tarafın da eşit çabalaması ve eşlerin karşı tarafın çabasını takdir etmesi gerektiğini savunuyor dizi. Aldatmanın yuva ve toplum için ne kadar yaralayıcı ve yıkıcı bir şey olduğu üstünde nerdeyse her bölümde durulmuş. Üstelik aldatmadan da daha korkunç bir şey olduğunu devamlı fısıldamışlar kulağımıza : Eşlerin kalplerinin soğuması. Cennette de birlikte olmak istediğiniz kişi, sizi orda bari görmek istemiyorsa, bu, aldatmadan daha korkunç bir şey değil midir? Zerrin hanım belki başka bir erkek için terk etmedi evini ama kendi evinin erkeğini sevmediği için(biraz da sevildiğini hissetmediği için), nihayetinde terk etti evi. Kalbi ve ruhu belki de yıllar önce terk etti o evi.

Evlilik ve aldatma üzerine yazılmış en enteresan senaryoyu kendini Saim Bey gibi mükemmel eş zanneden herkese tavsiye ediyorum.



Bu yazı 2805 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



3 + 5 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI