Bugun...
Reklam
Reklam
Kapıda biri var

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


“Benim ülkem çok zengin!” Böyle başlayınca lafa, içini doldurmak ne kolay... Taksici amcalar para biriminden, günlük siyasi olaylardan çıkarım yapadursunlar ve her fırsatta “Sizin ülke mi daha zengin bizim ülke mi?” diye kıyaslaya dursunlar; ben de her fırsatta haykırmak istiyorum: “Benim ülkem düşündüğünüzden daha zengin” diye... 
Çok sonradan giren kahvaltı kültürümüzde bile ürettiğimiz peynir çeşidi 300’ü aşkın deniyor. Birçok ülke patlıcanla yapacak yemek bulmakta zorlanırken, Türkiye’mizde patlıcan yemeğinin de 300’ü aşkın olduğu söyleniyor. Turşusuydu, tatlısıydı saymakla bitmez bizim sofralar...
Koreli dostlarımızla bir Türkü Gecesi yapalım diyoruz. Ama hangi bölgenin hangi yöresinden başlayacağımızı şaşırıyoruz. Karadeniz’in mizah dolu kelime oyunlu türkülerinden başlasak, Ege'nin sevda dolu ümit dolu türkülerinin boynu bükük kalır. Doğunun hüzün dolu türkülerinden başlasak İç Anadolu'nun şen şakrak türkülerinin hatrı kalır. 
Koreli misafirlerimiz bazen o meşhur Hanbok elbisesini tanıtıyorlar bize. Tek çeşit olan bu kıyafet bile kendine hayran bırakırken bizi, gözlerimizi Türkiye’ye çeviriyoruz ve 100’den farklı çeşitle karşı karşıya kalıyoruz. Milli kıyafetiniz var mı? diyorlar. Milli kıyafetimiz var mı? Öyle bir milletiz ki biz, farklılık bizde bayrama dönüşmüş, seyrana dönüşmüş. Folklor kıyafetlerimizi bir düşünsenize... Rengarenk... Karman çorman gözükse de o karmaşanın içinde nasıl bir ahenk var. Seyretmeye doyulmaz.
Halk danslarımız hakeza öyle. Hiç bir oyun diğerine benzemez. Horonla zeybeği kimse kıyaslayamaz, kıyaslama gereği duymaz bile... Şivemiz, lehçelerimiz... Ne kadar farklıdır. Hatta ben bazı yöreler hızlı konuşunca anlayamıyorum. Başka bir dil gibi...Öyle farklıyız işte... Çok farklı... Ama bizi birbirine bağlayan öyle değerler var ki... Ateşi, topu-tüfeği, silahı ve de öfkeyi hemen kenara fırlattıracak, öyle yüce, öyle ortak değerlerimiz var ki... Kini,nefreti ve de geçen günleri unutturacak iksir gibi, sihir gibi öyle güçlü, öyle etkili bağlarımız var ki...
Bunlardan biri kapının önünde bekliyor şimdi. İçeri girse mi girmese mi kararsız. Bize gene hatırlatmada bulunacak. “Sen fasulyesin! Sense nohut! Sen kayısı! Sense portakal! diyecek. Sen tarçınsın! Sense ceviz! Sen narsın! Sense buğday! Biriniz eksik olsa bu aşın, lezzeti de yarım kalacak... Bir arada ne hoş, ne güzelsiniz oysa... Tatlarınız ne kadar farklı, biri birine benzemez ama ortak değeriniz ‘şeker’ araya girince, ortam nasıl da ballanıyor...”
Açın kapıyı. Girsin içeri ‘AŞURE’. Bu sene de bizi bize anlatsın ve bize ‘kim’ olduğumuzu hatırlatsın. Birliğimizi, beraberliğimizi fısıldamasın her zamanki gibi. Bu sene benim gibi haykırsın. “Bu ülke çok zengin!” diye. Tarihiyle, kültürüyle, diliyle, diniyle, tüm gelenek-görenekleriyle ve de çeşit çeşit insanıyla bu ülke çok zengin. En çok da, çeşit çeşit insanıyla zengin. Bu çeşitliliği, aşureyi hazmeder gibi tatlılıkla hazmedebilsek keşke.
Bu sene aşureyi bu düşüncelerle tabak tabak yiyelim, olur mu?



Bu yazı 1694 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Funda
23-10-2015 18:30:00
Tebessümle okudum :) Kaleminize sağlık

YORUM YAZ



4 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI