Bugun...
Reklam
Reklam
Haksızlığa bir gelsen, çok seveceksin!

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Kime yapılırsa yapılsın “Haksızlığa gelemiyorum!” diye debelenmeyin boşuna. Tıpış tıpış gelirsiniz. Yeter ki azimle bunu isteyin. Öyle birden, hızlıca gelmenize gerek yok. Yavaş yavaş, kimselere çaktırmadan... Size dokunmuyorsa ucu, keyfinizi bozacak ne var? İlk defa haksızlığa gelecekler için talimatları da verebiliriz buradan: Arkanıza yaslanın, bir elinizle gözünüzü, diğer elinizle kulağınızı kapatın. Ağzınızla da ıslık çalabilirsiniz. Malum vicdanın sesini bastırmak biraz çaba ister. 

Geçenlerde elime Aziz Nesin’in Koreceye çevrilmiş bir hikayesi geçti. Belki duymuşsunuzdur ‘Anıtı Dikilen Sinek’i. Camdan dışarı çıkmak için kafasını ha bire cama çarpan sineğe diğer sinekler engel olmaya çalışırlar. “Boşuna uğraşma!” derler. “Bu camdan şimdiye kadar o şekilde çıkan olmadı.” Ama sinek yerinde duramaz ve “Işık oradayken, ben burada karanlıkta duramam!” diyerek canını verene kadar çarpar cama. Sonrasında kendi cesedi bir anıt halinde bir süreliğine de olsa kalır camın önünde.

Bu hikaye bir yerlerden tanıdık geldi. Hani her durumda gerçeğin peşinde olan, haksızlığa gelemeyen, ‘hak’ diyen, ‘hukuk’ diyen garip insanlar vardır ya çevremizde, bana nedense onları hatırlattı bu saf sinek. Işığın peşinde koşarken kendini paralayan ‘saf’ akıllar, ‘saf’ gönüller geldi aklıma. Halbuki karanlık ne huzurludur. Hep birlikte el ele tutuşarak karanlıkta olmak, ışığı uzaktan seyretmek, orada bir yerlerde olduğunu bilmek ne huzurludur. 

Bugünlerde hiç tavsiye etmeyeceğim, anıtı dikilen sinek kafalı, kötü örnek bir dizi başladı. Olur da diziye rastlarsanız diziden sakınmanız için dizinin adını da vereyim. İngilizce adı: Awl, Korece adıysa 송곳 (Songgot) Aman diyeyim, seyretmeyin! Olur da diziden hiç olmadık dersler çıkarır, orada burada haksızlıklara engel olmaya çalışırsanız, o zaman vay halimize. Nerede bir mazlum görseniz yerinizde duramaz hale gelirsiniz. Sizin gibi düşünsün düşünmesin, sizi sevsin sevmesin yine de onu savunasınız gelir. Sesiniz çok çıkmaya başlar. Ya ıslık alışkanlığınızı ve ıslık çalma yeteneğinizi kaybederseniz? Aman diyeyim. Hikayeyi çok merak edenlerin merakınıysa kısaca şöyle giderelim:

Ne olursa olsun her zaman doğru olanı yapmaya çalışan Lee Soo-in, askerlik mesleğini bıraktıktan sonra büyük bir markette çalışmaya başlar. Bir gün, patronu haksız yere markette çalışan geçici işçilerin işine son vermek isteyince, buna karşı çıkan Soo-in, geçici işçilerle birlikte bu işten çıkarmalara karşı mücadele etmeye başlar. Sendikanın ne olduğunu bile bilmeyen bu naif insan, sendika kurmanın yollarını aramaya çalışırken ömrünü bu işlere adamış Goo Go-shin’le tanışır. Hikayeyse bu iki çılgının etrafında örgülenecektir. 

Sendika kelimesi eskiden beri insanların içini gıcıklayan bir kelime. Sanırım bunun bir sebebi de, sendikanın Rusya’da siyasetin oyuncağı haline gelmesinden kaynaklanıyor. İşçi hakları gibi mevzularda epey bir cahil olduğum için(hep bu “ucu bana dokunmuyor,keyfimi bozacak ne var?” anlayışından) bu konuda fazla yazamayacağım. Ama cehaletin verdiği derin huzurdan bahsedebilirim. O bir hayat tarzıdır. Bakış açısıdır. İki kolunuzu önünüzde bağlarsınız. Arkanıza yaslanırsınız (Arkaya yaslanmak şart) ve başını cama vura vura kendini harap eden sineklere bakarsınız. “Keşke onlar da vazgeçseler çırpınmaktan...” diye iç geçirirsiniz, cehalet tatlı şeydir, karanlık insana huzur verir.  Kimseler bilmez devekuşunun aklından geçenleri... Herkes kınar,eleştirir de, kimseler bilmez. Gerçeklerden kaçmanın, başını kuma daldırıp da günlük hayatın akışına kendini kaptırmanın verdiği hazzı, ancak tadan bilir.

Aziz Nesin’in hikayesinin sonuna yazdığı gibi bitirelim biz de bu yazıyı:

Bugün hâlâ, camlara çarpıp öte yandaki aydınlığa ulaşmak için çaba harcayan, bu uğurda can veren sinekler de vardır, bunun aptallık  olduğunu  düşünüp  kondukları o  karanlık yerde pinekleyen sinekler de vardır. Hangisinin yolunu seçmek gerektiğini, her sinek kendisi bilir. Ama şu da bir gerçek ki, sineklerin tarihi, karanlıkta pineklediği için hiçbir sineğin anıtının dikilmiş olduğunu yazmamaktadır.

 

Not: Sevgili dostlar! Bu köşe bir yılını doldurdu. Başta ailem olmak üzere sevgisini ve desteğini esirgemeyen herkese sonsuz teşekkürü bir borç biliyorum. Teşekkürler. Bizi takip etmeye devam edin. 



Bu yazı 944 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Fatma
30-11-2015 23:10:00

“Ey gece! Karar kararabildiğin kadar; zira (karanlığın en amansızlaştığı an, şafakların da sökün edeceği andır) kararmanın son noktası aydınlığın başlangıcıdır...

YORUM YAZ



9 + 5 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI