Bugun...
Reklam
Reklam
Cehaletin Sonu Yok

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Güney Koreli dostlarımızın en çok merak ettiği konulardan birisi de, burada yaşarken çektiğimiz sıkıntılar oluyor. Ben kolaya kaçarak, hazırda tuttuğum cevabımı yapıştırıveriyorum: ‘Dil, en büyük zorluk’ diye.Hatta Korece öğrenenlerin Korece kur kitaplarında geçen klişe bir sözü de ekliyorum ara sıra : ‘Korece çok zevkli ama çok zor.’

Yüzüp yüzüp dibe varamadığınız bir deryadır dil. Sizi mahçup eder, rezil eder, utandırır. Koskoca bir salonun önünde yanlış telaffuz ettiğiniz bir kelime yerin dibine sokar sizi.  ‘Ben artık bu işin ustasıyım’ diyemeyeceğiniz tek alan belki de. Hele hele günlük hayatta karşılaştığınız utanç verici durumlar yok mu? Gülseniz gülemezsiniz, ölseniz ölemezsiniz.

Başıma gelen onlarca hadiseden sadece biri bile gösterir herhalde Koreceye vakıf olamamanın ne büyük bir çile olduğunu... Mesela o gün...

O gün güneşli bir bahar günüydü. Arkadaşlarla parkta ders çalışmaya karar vermiş, gözümüze  kestirdiğimiz boş bir alana oturmuştuk.Yerimiz gayet hoş ve keyfimiz yerindeydi ki, tam yanımıza 70 yaşlarında birkaç teyze oturuverdi. Gürültülerinden bir şey anlamaz olduk. Biz de konuşursak rahatsız olup giderler derken, birkaç teyze daha geldi. Oldular mı ufak çaplı bir ordu! Nereden geldikleri belli olmayan bu teyzeler o kadar gürültü yapıyorlardı ki kendi konuştuğumuzu bile anlamaz olmuştuk. Herkesin sinir katsayıları artarken, Korecesi hiç olmayan arkadaşlar bile ‘Sen konuşmazsan ben konuşacağım’ diye tehditler savururken sazı elime aldım ve hayatımda yapabileceğim nadide gaflardan birini yaptım: ‘Affedersiniz ama biz buraya ders çalışmaya gelmiştik. Rica etsem başka bir yere oturamaz mısınız?’

Doğru ya! Park kocamandı. Başka bir yere gidebilirlerdi. Türk piknik mantığına göre de ‘önce’ biz gelmiştik. Teyzelerden bazıları bıyık altı gülüyor, kimisi Korece konuşmama içerlemiş, deminden beri hakkımızda yaptığı dedikoduları düşünüyor, kimisi de ‘Ah garibim! Ne kadar da cahil!’ der gibi bakıyordu. Birden bire tam tepemizde duran direkteki yazıyı gösterdiler. Daha önce yüzlerce defa gördüğüm ama hiç de merak etmediğim bu yazının manasını o gün öğrenecektim. ‘Burası yaşlıların oturma alanı. Belediye bizim için tahsis etmiş.’ Onların bilge bakışlarının altından bir zeytinyağlılık çıkacağını anlamıştım ama böyle haklı bir zeytinyağlılık beklemiyordum açıkçası. Dağdan gelmiş bağdakini kovmaya kalkışmıştım. Utançtan garip bir şekilde sırıttığınız olur mu hiç? ‘Affedersiniz!’ dememle arkadaşlara tercüme etmem ve eşyalarımı toplamam saniyelerimi aldı. Arkama bakmadan kaçmak istedim. Beni rahatlatmak isteyen teyzeler ‘Kalın, kalın. Birlikte oturalım.’ deseler de ‘Bu gaf beni buralarda oturtmaz da durdurtmaz da’dercesine mahçup bir bakışla ayrıldım yanlarından.

O kelimeyi bilmediğime mi yanayım dar gönüllülük edip o geniş alana sığamadığımıza mı yanayım yoksa edebimizle kalkıp başka bir yere gidemediğimize mi yanayım? Ben en iyisi, bir bu değil böyle onlarca hikayemizin olduğuna yanayım.



Bu yazı 2386 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

Sengul
07-04-2015 18:02:00

Istanbul beautiful yerine Istanbul careful demis ve elimle mukemmel isareti yapip himmm diye de ses vermistim..Cok utanmistim yani..Bir dil bu kadar onemli...

Sengul
07-04-2015 05:39:00

Evet dil gercekten cok onemli... Bu yazi beni eskilere goturdu.. Yillar once ingilizce merakimdan otobuste rastladigim bir ingilizle cesaretle konusmak istedim ama ukalaca.. tam bilmeden.. Turkiye guzel mi ? Sorusu yerine Turkiye dikkatli demisim.. Kadin duzeltti.. ben yerin dibine girip yol boyunca konusmamistim... Heyhat....

YORUM YAZ



1 + 6 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI