Bugun...
Reklam
Reklam
20’li yaşlara dönmek

F. Betül Salmanoğlu Kore'den Notlar
koredennotlar@gmail.com
facebook-paylas
 


Geçmişe özlem, biraz da geçmişteki hataları düzeltme arzusundandır. O ‘genç kafa’yla öyle yanlışlar yapmıştır ki insan, zamanı geri döndüremeyeceğini çok iyi bildiği halde “Keşke” der hayıflanarak. “Keşke zamanı geri alsak!”

“Kader böyleymiş! Olacağı varmış!” diye rahatlatırız bazen içimizi. “Bunda da bir hayır vardır.” der, acı bir tebessümle yad ederiz eski günleri. İnanırız ki yanlışlardan çıkardığımız dersler bize elektrik, su ve yol olarak geri dönebilir, bu derslerin bize faydası olmasa da çevremiz ‘engin’ tecrübelerimizden faydalanabilir. Ayrıca pişmanlıklarımız hanemize bonus olarak yazılıp, öteki dünyada  yüzümüzü güldürebilir.

Kader ve ahiret inancı gibi mevzuların muallakta olduğu, kişiye göre değişkenlik gösterdiği Güney Kore’de, hayıflanmayla geçen bir ömür için ‘ikinci şansların’ hep önemli bir yeri olmuştur. Bu yüzden dizi ve filmlerde sıkça işlenir yanlış yaşanmış hayatları değiştirme çabası. Boşanmalar ve ölümcül hastalığa yakalanmalar bu aydınlanmanın en klişe ilk basamaklarıdır.

Bu iki klişeyi bir yerde toplayan bir dizi başladı geçtiğimiz hafta: İkinci Yirmi Yaş (두번째 스무살-Twenty Again)dizisi. Adından da anlaşılacağı üzere; karakterimiz Ha No-ra(최지-Choi Ji-woo), yirmili yaşlarda yapamadıklarını, boşanma arifesinde, ölümcül bir hastalığa yakalandığı bir zamanda yapmaya çalışır. İkinci şanslar her daim kolay ve keyifli değildir tabii. 40 yaşına merdiven dayamış bir kadının, 20 yaşındaki gençlerle aynı şekilde eğitim almak için üniversite sıralarında birlikte oturduğunu düşünün. Türkiye’de biraz daha sıkça rastlanan bu durum, Koreliler için travmatik bir durumdur. Bir kere 20 yaş büyük sınıf arkadaşına nasıl hitap edecek? Üst sınıfların kral, alt sınıfların köle gibi olduğu bu kast sisteminde, 38 yaşındaki bu 1. Sınıf öğrencisine nasıl davranılacak? Birlikte içmeye gelmeyen bu orta yaşlı-evli sınıf arkadaş, onlar için yük olmaktan başka bir şey değildir. Zaten dizide de herkesin kaçtığı, uzak durmaya çalıştığı zavallı bir yaratık gibidir kadın. (Kore’nin acı gerçeklerinden: Farklı olan, ayak uydurmazsa dışlanır.)

Sınıftaki bütün öğrencilerin alaycı ve meraklı bakışlarla başrol oyuncumuzu süzdüğü, hocaların derse başlar başlamaz zavallıcığı soru yağmuruna tuttuğu sahneleri seyrederken beni bir empatidir, bir nostaljidir aldı gitti. 20’li yaşlar... Üniversite yılları:

Dönemin ilk dersi. Koca sınıfta tüm öğrenciler beni süzmekte. Herkes tek yürek olmuş, birbirine aynı soruyu soruyor. Korece bilmediğime kesin kanaat var ki, fısıltıyla da olsa sınıfın gündemine bomba soru düşmüş, dolaşıyor: ‘Kim bu?’  Farkın farkındayım. O nasıl bir işkencedir! Dilim, dinim, ırkım, ten rengim farklı. Herkesin 19 olduğu sınıfta, yaşım bile farklı. Hoca sınıfa girince herkese bir rahatlık gelir. Çünkü birazdan in midir cin midir, bu ilginç yaratığın kimliği deşifre edilecektir. Koskoca üniversitenin koskoca profesörünü çocuksu bir telaş sarar. Merak içinde ama çekine çekine sorar: Nereden geldin? Neden geldin? Korece biliyor musun? Adının telaffuzu böyle mi, şöyle mi? Bazı hocalar kendilerini tanıtmayı bile unuturlar, benim tarihçemin derdine düşünce.

“Keşke” diyorum bazen. “Keşke zamanı geri alsak.” Farklılığın bir işkence çeşidi olmadığını söylemek isterdim 20 yaşıma. Farklılığın, apayrı-bambaşka bir güzellik olduğundan bahsetmek isterdim. Utanılacak değil bilakis övünülecek bir şey olduğunu da eklerdim mutlaka. Ahh 20 yaş! İlla keşke dedirtirsin adama! 



Bu yazı 2004 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Rukiye
06-09-2015 21:43:00
Yaziyi okurken bende bir ic gecirdim,zamana yolculuk yapilabilsek ne guzel olurdu.

YORUM YAZ



1 + 3 =

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER

Güney Kore denince akla ilk hangi marka geliyor?


SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI